22 Şubat, 2011

Seninki kaç santim? - Greenpeace

Seninki kaç santim? - Greenpeace: "2050’de dünyadaki balık stokları tükenecek. Denizleri hala sonsuz bereket kaynağı olarak görüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı bitti. Gerı kalan %40 ise 40 yıl içinde son bulacak. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek."

17 Eylül, 2010

Bana sakinsin diyorlar, sakin olduğumu söyledikleri an yüzlerce düşünce üretiyorum oysa. İç sesimle savaş halindeyim. Sesli düşünürsem dünyanın en çenesi düşük kişisi olarak anılabilitem var. Ama bunu başaramam. Dil beyin kadar hızlı ve kapsamlı çalışmıyor. Sözcüklerin anlamsız olarak dahi dilimden dökülmesini geçtim bunu denemeye kalkmak büyük zaman kaybı olur. O sürede, farklı bir çok şey düşünebilir, dünyayı kurtarabilirim. Beni beynimle başbaşa bırakın. Sessiz sakin biri olarak tanınmak umrumda değil. Beynimi ve üretimlerini seviyorum..

Yollar Kapalı Hemşehrim!


Alelacele çıkıyorsunuz evden. Bir uçağınız var yetişmeniz gereken. Arabanıza atlayıp basıyorsunuz gaza. Fakat o da ne? Sizin kötü talihiniz mi bu trafik sıkışıklığı şimdi? Az daha sabredin, açılır birazdan yol, siz de gazı kökler ulaşırsınız uçağınıza...

Bazen düşündüğümüz gibi gitmiyor değil mi? İşte yaklaşmakta olan polisten tam da bunu öğreneceksiniz birazdan. "Yolu kapadık, geçemezsiniz. Ahmedinejad geldi. Kıçınızı yırtsanız o uçağa binemezsiniz. Kader utansın..."

Burada utanması gerekenin kader olduğundan şüphe ediyorum. Ne kadar da kolay suçu başkalarına atmak, nasıl da zevk alıyoruz bundan. Sapık mıyız neyiz?

Kaderin üstüne şamar oğlanı tanımıyorum zaten. Havaalanına ulaşmak imkansız; kader... Bir baba, hasta bebeğini hastaneye yetiştiremiyor; kader... Binlerce insan iş yerlerine gidemiyor; kader... Ah şu kader yok mu... Başımıza ne geliyorsa ondan zaten geliyor zaten, sallandıracaksın bunu Sultanahmet Meydanı'nda bak bakalım bir daha oluyor mu...

Bir günü daha rezil oldu insanlarımızın dün, bir günü daha çöpe gitti. Neden? İran'ın cumhurbaşkanı Baş'ımıza/Ayak'ımıza geldi (ben de bir türlü öğrenemedim şu ayak-baş meselesini, ayaklar mı baş olmuştu başlar mı ayak? ).

Ee... Ahmedinejad 'ayağımıza' kadar gelir de saygıda kusur eder miyiz? Asla! Halk mı? Boşver halkı canım sen de... Her gün gelmiyor ya bu adam, halk da idare ediversin bir günlük, alışkın zaten onlar eziyete. Koca İran Şah'ından bahsediyoruz. Sıradan bir ülke değil İran, modelimiz bizim, bir an önce ulaşsak onların seviyesine ne kadar iyi olur bizim için. Ne dersiniz, hoş olmaz mı?

Olmaz! İran'ın da, cumhurbaşkanının da, bu adamların bir taraflarını kaldıranların da...

Kendi halkına bu çileyi reva görenler kimin gözünü boyamaya çalışıyor? Yapmayın, günaha giriyorsunuz, makyaj yapmak doğru değil, abdest de bozar zaten...

Hoş siz o boyadan halkın gözüne de çoktan çaldınız. Elimizi sallasak yoldaşınıza çarpıyor, hani kadrolaşma yok ya... Daha bir yıl dolmadan elektriğe toplamda yaklaşık E zam geliyor, halkın sesi çıkmıyor. Ergenekon diye bir örgüt çıkıyor, ne hikmetse muhalifler içeri tıkılıyor. PKK militanları mecliste dolaşıyor, halk yine sesini çıkarmıyor.

Siz de haklısınız. Sömürmek için bizden iyisi olmaz. Vur ensesine, al ekmeğini, bundan kolayı mı var?

Endişe etmeyin yahu biraz söylendim diye. Bir anlık kızgınlıktı geldi geçti. 3 çocuk mu demiştiniz? Bu ülkeye daha fazla insan gerek. Onlar büyüyüp rektör olacak, bakan, başbakan olacak, nice cumhurbaşkanını korumak için polis olacak. En az 10 tane yapalım ki her türlü stratejik pozisyonda yardımcımız olur ilerde. Yoksa yetişmek mümkün mü komşularımıza?

Uçak mı? Boşversene uçağı şimdi, kim geldi biliyor musun sen? Yollar kapalı hemşehrim, bugün de uçağa binmeyiverin...



PS: Tee 2008'in Ağustos'unda yazmışım bunu aslında. Maksat gözüm doysun, blog kalabalık görünsün. Tatmin oldum mu? Oldum. Teşekkür eder yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.

Benim de bir fikrim var!

Gazeteleri, şu an olduklarının yarı boyunda yapsalar ya… Otobüste şekilden şekile giriyor insan iki satır okuyacak diye… Yap Penguen, Uykusuz boyunda da rahat rahat okuyalım diy mi ama? Ya da ‘Otobüste Rahatlıkla Gazete Okumanın Yolları’ diye bişi varsa anlatsın bana biri. Önümdeki teyzenin kafasına değmesin, yanımdaki amcanın koluna çarpmayayım diye kılı kırk yarıyorum yahu…
Toplu taşıma araçlarında rahat rahat, sere serpe gazete okumak istiyoruz! Duyun sesimi(zi)!
PS: Aslında ‘yolculuk boyu gazete’ üretimi de olabilir bak… :/
PS2: Başlık biraz Umut Sarıkaya’dan araklama gibi olmuş, sonradan farkettim. Amaaaan ha öyle ha değil… “Benim de söyleyeceklerim var“ın yandan yemişi bi başlık işte tamam mı? Var mı itirazı olan?
PS3: Bişi daha farkettim. Yazdığım “PS, PS2, PS3“ler Sony Playstation oyun konsollarının kısaltılmış isimleri gibi görünüyormuş. Yazıyı okuyup da aklına ilk olarak Playstation gelen onlarca kişi bunu inkar da edebilir. Yemem! Alakası yoktur!
PS4: “PS” Latince “post scriptum“dan gelir(miş) ve “not, ek, dipnot” anlamında kullanılır(mış).

"Hoşgeldiniz" demek adettenmiş..

Seni gördüğüme sevindim yabancı. Hoşgeldin diyemem. Senin adına konuşmak istemiyorum. Belki hiç hoş gelmedin. Kırgın ya da kızgın olabilirsin. Yanlışlıkla dünyama girmiş olabilirsin. Aslına bakarsan umrumda bile değil. Yine de seni gördüğüme sevindim yabancı...

İlgini çekecek bir yanımı farketmiş olmalısın burada olduğuna göre. Ortak noktalarımız olduğunu düşündün belki de. Olabilir.. En fazla bu olabilir.. Özel biri değilim çünkü. Sorunlarım, zayıflıklarım, düşüncelerim, zevklerim, iki elim, bir beynim, şarkılarım var benim de. Peki nerede ayrılacağız biz?

Düşünmeyi sever misin sen? Bir şey merak ediyorum, sana da oluyor mu, aniden, çok şey düşündüğünü düşünürken yakaladığın oluyor mu kendini? Ya yakaladıktan sonra az önce düşündüklerini unutup, ne düşündüğünü düşünmeye çalışıp bir taraftan yeni düşüncelerin istilasını önlemeye çalışırken bir gün beyninin bir şeyler düşünürken infilak edeceğini düşünür müsün? Anlamadın mı? Anlamadığını anladım. Ve anlamadığını anladığımı anladın. Boş ver..

Madem buradasın sana kendimden bahsedeyim biraz.. Demeyeceğim elbet. Hazıra konmak olur bu senin için. Hazıra konan insanları sevmiyorum. Sahip olmak için çaba sarfedilmeyen her türlü bilgi, nesne, kişi değerini yitiriyor. Üstelik üç beş cümle ile insan tanımak nerede görülmüştür? Kaldı ki anlatmak, hele ki kendini.. İnsan tanımak ayrı bir sanat. Sen kendine güveniyor musun?