İnternetin bu kadar yaygınlaşması, her eve girmesi iyi mi oldu kötü mü oldu bilmiyorum. Kestiremiyorum. Hele ki Facebook ve türevlerine hiç katlanamıyorum bu sıralar ama ona rağmen her gün girip kurcalamayı da ihmal etmiyorum.
Bilgisayar bağımlılığı sigaradan, alkolden daha kötü gibi sanki. İnsanlar sanal ortamda birbirine hava atmak için elinden geleni yapar, kuyusunu kazar olmuş. Meğer ne kadar da lüks düşkünü insan varmış çevremde. Ben körmüşüm! İki süslü mekana gittiği için kendini kral/kraliçe sananlar varmış. Daha da kötüsü yapış yapış insanlar varmış tanıdığımı sandığım fakat hiç tanıyamamış olduğumu anladığım. Herkes “canım” olmuş, “cicim” olmuş, “güzel” olmuş. Yıllardır arkasından ağzına geleni söylediğin, suretini görünce en yakının olmuş. Sokaktaki pısırık klavyede aslan olmuş.
Hayat bize caka yarışını değil de sanat yarışını, kültür ve bilim yarışını aşılasaydı keşke. Kıyafet yarıştırmamızın bizi adam yapmadığını öğretebilseydi. Her gün onlarca kez kullandığımız sevgi sözcükleri dilimizden değil, kalbimizden dökülseydi. Yardım etmek, su içmek gibi ihtiyacımız olsaydı. Sokak köpeklerini zehirlemeseydik mesela. Ya da parasız eğitim istediği için tutuklanmasaydı öğrenciler. Gündemimizi kıçını başını açanlar değil de başarı hikayeleri oluştursaydı.
Ne zaman bu kadar boş yaşar olmuşuz biz? Bugün “kendimiz” için ne yaptık mesela? Onu da geçtim, en basitinden birine onu sevdiğimizi söyledik mi? Teşekkür ettik mi herhangi bir şey için?
Zaman, internette gezen fotoğraflara “onun memesi küçük, bunun totosu büyük” muhabbeti yapmaktan çok daha fazlası! Kıymetini anlayabilecek miyiz acaba? Dolu dolu yaşayabilecek miyiz?
Soru işaretlerinden fazlasını yazmak isterdim. Yapamadım. Onlardan kurtulmak için, önce benim zamanı değerli kılmayı öğrenmem gerekiyor..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder