şimdi ben buraya ayıplı şeyler yazmak istiyorum ya, olmuyo. neden? çünkü bu blogun linkini oraya buraya koydum ben. kimsenin gözüne sokmadım ama. oraya buraya dediğim de bi tıvitır profilimde var bir de feysbukta. (ya daha ne olacağıdı?) tıvitır malum, genç populasyonun ağırlıkta olduğu, feysbuka göre daha bi küfürlerin ve argonun havada uçuştuğu mecra. hoca yok, aile büyüğü pek yok, küçük çocuk yok. ama feysbuk öyle mi? ipini koparan gelmiş! ben mesela. orada daha usturuplu olma gereği hissediyor insan her daim. güzel güzel küfredip rahatlayamıyosun. yaparsan “iyi aile kızı” ya da “örnek abla” (bu bebeler içindi) imajını sarsarsın. saygısızlık etmiş olursun. sonra arkadandan söylenenlerin bini bir para. piii..
ben de dedim ki kendime sonra, ulan dedim, feysbukta kendini zaten kısıtlıyosun, burda bari yapma dedim, yaz anasını satim ne istiyosan dedim. sonra iş paylaşmaya gelince patladı tabi. (ayıplı şeyler yazmadım ama. yazıp buraya koymamışım gibi olmasın. usluyum ben) hayır yazmak ya da buraya koymak problem değil. ama yazdıklarının okunması için birileriyle paylaşman gerek. en çok kişiye nasıl ulaştırabilirsin? feysbuktan, tıvitırdan. e ben (eben diil) zaten feysbukta usluyum, burda özgür olcaktım, ayıplı konuşcaktım, feysbukta paylaşınca aynı bokun mavisi olmadı mı şimdi? oraya koymasam kim görcek peki?
işte tam da burda çeliştim ben. böyle bi dilemmaya düştüm. profil bilgilerimin arasına gizlice buranın linkini sokuşturdum. sayfamda paylaşmadım. artık biri yanlışlıkla girerse kendi bileceği iş ben mesuliyet kabul etmem dedim. bilmediği her şeyi pırkalamasaymış dedim. sonra da, ya ayşe/ahmet görürse diye telaşa kapıldım. (buradaki ayşe/ahmet saygın kişilik oluyo) ya beni yanlış tanırsa dedim kendime. cevap olarak da -neyini yanlış tanıcak lan sen öyle birisin işte yaptığını niye gizliyosun yanlışı mı var bunun- dedim. kalbim kırıldı. kendimi çok yanlış tanımışım meğer. hiç beklemezdim.
kalbim hala kırık. bunu bana nasıl yaparım, nasıl kendimle böyle konuşurum diye düşünmeden edemiyorum. çaya verdim kendimi kaç gecedir. bu dert başka türlü çekilmez içelim güzelleşelim dedim. amma çok dedim dedim lan! kendi konsantremi bozdum. ne diyodum du bi okuyim toparlarım belki.
……
……
……
heh! blog linkini vermezsem de kendi kendime konuşuyomuşum gibi olcak burda tek başıma. kimse okumucak falan.. o zaman yazmanın bi anlamı yok.. burda bi daha kendimi karşıma alıp ciddi ciddi konuştum. bak gökçe dedim, link vermezsen kimse senin burda olduğunu bilmez, yazar yazar yine kendin okursun. kapat burayı ne sen üzül ne ben üzüleyim dedim. insan kendine 2 kere bu kadar ağır konuşur mu? zaten kırık olan kalbim artık iyice paramparça oldu bunları duyunca. daha da konuşmam kendimle dedim.
paylaşma meselesine gelince.. şimdi benim tamblırım tıvitıra bağlı ya, buraya yazdıklarım orda yayınlanıyo. acaba ben yine tıvitırı da feysbuka bağlayıp, tamblırıma yazıp, önce tamblır tıvitıra, tıvitır feysbuka, sonra hepsi ban.. bi dk böyle olmucaktı. sonra feysbuk profilime göndermiş olsam, dolaylı yoldan hani.. aa haberim yok burda da mı görünüyormuş tamblırım ayağına yatsam..
yine olmadı olm.. gökçenin karakteri dışarda kaldı bu sefer. ne demiştik gökçe dediğin feysbukta hanımefendi, mutfakta aşçı, tamblırda .. öhm..
ya bu davranış ve saygı durumları ne menem bi şeymiş.. insan olduğu gibi görününce saygısız mı oluyo şimdi? belki ben göründüğüm gibi olmak istemiyorum, olduğum gibi görünmek istiyorum. (mevlana da ne söz etmiş arkadaş nereye çeksen geliyo işte bu da) eğer gökçe olduğu gibi göründüğünde terbiyesiz oluyosa, gökçe terbiyesiz midir?
evet terbiyesizdir. konu kapanmıştır.
girişe, “içerde ahlak dışı zamazingolar bulabilirsiniz. emin misiniz?” diye levha yaptırabilirim her an. he bi de:
terbiyeliler dışarı!
ps: ünlem işaretini seviyorum.